30 Haziran 2016 Perşembe

Gökhan Gönül Adamlığı



Gökhan Gönül adamlığı,

Trabzonda tüm tribünler hep bir ağızdan takımına ve takım arkadaşlarına ana avrat sövüp şampiyonluğuna şike diye bağırırken kendisini alkışladı diye takım arkadaşlarının gözünün içine baka baka trabzonluları alkışlamaktır,

İki takım arasındaki gerilim en zirveyken, bi taraf bi tarafın üstüne sürekli şikeci diye geliyoken, iş spordan çıkıp dava boyutuna ulaşmışken dava önderi hocasının gözü önünde, dava önderiyle sürekli atışan karşı dava önderine, hele ki maçın en gergin dakikalarında ve kendi takımı yenikken gülerek sarılmaktır,

Takımı şampiyonluğa gidiyoken şampiyonluktaki rakibiyle pazarlık masasına oturmaktır,

9 sene bacağındaki kartal dövmesini saklayıp, bin pazarlık sonucu Fenerbahçeden beşiktaşa postalanınca milli maç öncesi dövmesini kameralara aça aça idman yapmaktır,

Şike iddalarına cevap sezonu dahil Fenerbahçe karıyerinin 4te3ünde yatmak, başarı yok bedel ödenmeli deyip üstüne zam istemek, rezil geçen sezonların ardından takımı eze eze şampiyon yapan hocasının altını iki idman fazla yapmayayım diye oymaktır.

Eğer bunları yapmak adamlıksa, GÖKHAN GÖNÜL ADAM GİBİ ADAMDIR.



Ben Gökhan Gönül..


Ben Gökhan Gönül. Lafı hiç dolandırmadan size Fenerbahçe kariyerimden bahsedeyim. 9 sene top koşturduğum takımda sadece 2 kez şampiyon oldum. Bu şampiyonluklardan birine şike dediler, o yaz valenciaya kaçacakken transferim gerçekleşmeyince tribe girdim ve şike iddalarına cevap sezonunda gram top oynamadım. Diğer şampiyonluğumda ise şampiyonlukta nerdeyse %100 pay sahibi olan hocamın altını, takımdaki benim gibi bi kaç ayrıcalıklı futbolcuyla kurduğum grup sayesinde oydum ve hocamı takımdan kovdurdum. Ha başarılarım bunlarla sınırlı değil, bi de 2008de şampiyonlar ligi çeyrek finalim var, e zaten o sezonun ekmeğini 9 senedir yedim yedim tüketemedim. Aynı 9 sene içinde bi isabetli orta yapmayı da öğrenemedim de neyse konumuz bu değil. Bana önemli maçlar öncesi sakat, takımını yalnız bırakıyo falan diyenler için yazının başlığına bu fotoyu koydum ki biraz daha ruh, hırs, gönül vs diye duygu sömürüsü yapıp tepki azaltayım.. E bu edebiyatlarla senelerdir 2 maç üst üste iyi oynamamamın üstü örtülüyor zaten. Bu edebiyat da olmasa, takımım son senemde şampiyonluğa giderken şampiyonluk rakibimle masaya oturmamı, senelerdir başarı yok bedel ödenmeli deyip bi de utanmadan zam istememi pazarlık yapmamı, hele de bunları kaptanken yapmamı nasıl kapatabilirdim? Bu arada kapatmaya çalıştığım başka bi mevzu daha vardı, bacağımdaki kartal dövmesi ama artık onu kapatmama gerek kalmadı, ne de olsa artık yatıp yatıp Fenerbahçelilik edebiyatı yapmama gerek yok. Son sözüm Şenere iyi davranın, sezon başı ona formayı kaptırma korkusuyla hazır da sözleşmemin son senesiyken yıllardır gram top oynamayan beni uyandırmıştı da huylu huyundan vazgeçmiyo işte sezonun en önemli yerinde yine yatışa geçmiştim. Neyse kalın sağlıcakla, beni ararsanız ait olduğum yerdeyim..


11 Kasım 2014 Salı

Eski Bir Dosta..


Dün mutluluk Fenerbahçede olmaktır derken bugün tüm benliğini Fenerbahçe nefretine adamış bi camiayla masaya oturmanı, dün sorulan 2011 şampiyonu kim sorusuna böbürlenerek Fenerbahçe derken bugün en büyük davası 2011 şampiyonu olduklarını idda etmek olan ve bunu reddeden herkesi linç edecek bi camiaya gitmeni, hatta dün topuklarını götüne vura vura o staddan kaçarken bugün o stada hoca olmaya gitmeni; yaşattığın güzel günler, oynattığın futbol, tarzın, açıklamaların, kısaca varlığın hatrına, aziz ve topçuları tarafından uğradığın ağır haksızlığın ve uğradığın yavşaklığın inadına sineye çekerdim ama bir spor programında namussuzluğundan girip kirliliğinden çıkarlarken yayına bağlanıp "hayır hoca temizdir namusludur" vs diyemeyip sadece "kimle çalışacağıma ben karar veririm" tarzı kaçamak cevaplar veren bi başkanla masaya oturma veya anlaşma karaktersizliğini sineye çekemem.. Bunu yaparsan gençlerbirliği günlerinden bu yana sevdiğim, her hoca arayışımızda keşke gelse dediğim, geldiğin günden bu yana her şekilde inanıp savunduğum, bizdeyken hastası olduğum, alçakça kovulurken uyuyamadığım isminin üstüne hiç düşünmeden atarım çiziği..

16 Ekim 2013 Çarşamba

Her Şeyin Başı Yabancı Sınırı

2011 yazına, yerli oyuncularımızın formunun zirvesinde olduğu döneme dönelim.. O dönem gökhanla volkan avrupaya gitseydi şu an ikisi de avrupanın tarışmasız en iyi 5 sağ bekinden ve kalecisinden biri olurdu. En basitinden gökhana onca senede adam gibi orta yapmayı öğretemememizi geçtim varolan özellikleri de geriledikçe geriledi. Topal avrupaya gitti top oynamayı, nerde duracağını vs öğrendi. Ardanın kariyeri ve performansı düşüşe geçmişken avrupaya gitti dünya çapında yıldız oldu. Emre atleticodan ilk döndüğünde çılgın atıyodu ondan sonra geriledikçe geriledi. Eskiden ve yakın zamandan bu örnekler çoğaltılır. Kısacası biz bu ülke sınırları içinde oyuncularımızı geliştiremiyoruz. Yabancı sınırı olduğu için de bu oyuncuları ihraç etmeye hiç sıcak bakmadığımız gibi bi de bu sınırlamada bu oyunculara yüklü yüklü kontratları dayadığımız için oyuncularımız da gitmeye sıcak bakmıyor. Böyle oldukça da yerli oyuncular ve milli takım belli seviyeyi aşamıyor sonra da bizim topçumuzun ne eksiği var, bizim futbolumuzun ne eksiği var deyip deyip uzaktan izliyoruz turnuvaları.

Demek istediğim avrupada ve milli takımlar düzeyinde bi yerlere gelmek istiyorsak bu sınırlamanın kalkması şart. Ha milli takımı fazla önemsemediğim için ve hali hazırda bi sene daha avrupaya gidemeyeceğimiz için bana göre hava hoş tabi. Ülkedeki en iyi yerli oyuncu havuzunun da bizde olduğunu düşünürsek bu sınırlama biraz daha kalsın, lig rekabetinde bi müddet daha bize avantaj sağlasın, galatasaray da her hafta hangi yıldızını tribüne çıkaracağını düşünedursun..

5 Şubat 2013 Salı

Ben Aziz Yıldırım..


Ben Aziz Yıldırım.. Çoğunuzun gözünde kutsal olan başkan. 1998de aldığım 1 fazla oy Fenerbahçe’nin tüm kaderini değiştirdi. Size en basitinden başlayıp anlatayım icraatlerimi. Mantığım, takım ön eleme oynayacaksa, ön eleme geçilip şampiyonlar ligine kalırsa transfer yaparım. Yoksa ne gereği var canım. Bu mantığım yüzünden hazır olmayan kadrolarla ön elemelere çıkıp çok kez şampiyonlar liginden ve milyon eurolardan olsak da ders aldığım söylenemez. Elendikten sonra anlamadığım şekilde taraftar tepkisi büyür, ben de gaz alayım diye yaparım transferleri. Zaten son getirdiğim kalkan, daha doğrusu hoca hariç hiçbirine transferleri sormam. Bi sloganım vardı eskiden, her sene bir yıldız. O slogan doğrultusunda her sene bir yıldız getirip sonra da çok yeterli olmayan oyuncuları kafama göre transfer edip kadroyu kurup getirdiğim hocaya da hadi oynat takımı derim. Benim kurduğum kadrolar mantıken hep yürüye yürüye şampiyon olmalılar. Ama olamazlarsa hocanın suçudur. Tazminatlarla yollar, yerine yine kafama göre yenisini getiririm.


Size biraz başarılarımdan bahsedeyim. En büyük icraatim şu an her takımın yaptığı stad ve tesisler. Bunlar sağolsun 15 yıldır boyuyorum taraftarın gözünü. Aslında tesisleri kongre üyelerinin gözünü boyayıp onları mutlu etmek için yapıyorum ama niyeyse normal taraftar da nasipleniyor bu durumdan. Sebebini bilmiyorum ama bir taşla iki tuş. Sonrasında sonunu mahvettiğim bir şampiyonlar ligi serüveni var. Koskocaman şahsımı çiğneyip beni soyunma odasına almayan kardeşi yüzünden, avrupa devleriyle kafa tutabilen takımın hocasını yolladım, prensipim olan sözleşmesi biten oyuncuyla sene sonu görüşürüm derken 500bin euro için aurelioyu elden kaçırdım, kurulu takımı dağıttım, yerlerine saçma sapan transferler yapıp bi de 70lik ruhsuz, saha kenarında uyuklayan bi adamı, tam kafama göre hoca diyerek takımın başına getirdim. Takımı 6 sene geriye götürdüm ama olsun, bu başarı neden devamlı olmadı diye sorduklarında son 10 senede kim çeyrek final oynamış canım diye karşımdakini azarlayıp bu işin içinden sıyrılabiliyorum. Sonrası ise daha trajik. Bu 70lik dedemi dünya bi tazminatla kovup, 3 yıl üst üste şampiyonluk sözü verip takımın başına da 3 yıl önce 2 kere şampiyon olup, son senesinde hala hesabını soracağım deyip soramadığım şaibeli bi şekilde son haftada şampiyonluğu kaçırdı diye kovduğum Daumu getirdim. Kısmet ki yine son hafta kaçtı şampiyonluk. Bana göre ben başarılıydım ama şanssızdık. Aynı doğrultuda Dauma başarısız dedim. Çünkü bir kurban gerekiyordu ve taraftar bunu çok güzel yedi. Ben de yine dünya bir tazminat verip kapı dışarı ettim o dönemki kalkanımı.


Bundan sonrasına ayrı bir paragraf açmak gerekiyor çünkü Daumdan sonra artık son kurşunumu sıkacaktım: Şu an ki kalkanım Aykut Kocaman. Ona kulübün kasasını sonuna kadar açtım, kimseye tanımadığım imkanları sundum, yetkileri verdim. Düşünün, kadroyu kendi oluşturmasına izin verdim ve çok iyi bir kadro kurduk. İlk yarı ruhsuz oyunumuzu yenemezken devre arası kesenin ağzını iyice açtım ve oyunculara 11 milyon euroluk şampiyonluk primi vadettim. Çünkü bu benim son şansımdı ve artık başarılı olmak şarttı. Kadronun o seneki tüm diğer takımlara olan bariz üstünlüğü ve primlerim sayesindeki adanmışlıkla ikinci devre 17de 16 yapıp şampiyonluğu kazandık. Sonrası ise malumunuz: artık en ufak başarısızlıktan arkasına arsızca saklandığımız 3 Temmuz.


Bu süreçte taraftarı çok güzel manüple ettim. Kendi karanlık işlerim ve çıkar çatışmalarım yüzünden yapılan bu operasyonu “Fenerbahçe’yi ele geçirme operasyonu” olarak taraftarın önüne sundum. Onlara türkiyeyi sallayacağım diye vaatler verdim, duruşmalarıma çağırdım. Her seferinde çoluklu çocuklu geldiler, polis tarafından hışıma uğrayıp, biber gazı yeyip, kafaları yarılıp geri döndüler. Bense bu konu hakkında tek kelime etmekten kaçındım süreç boyunca diğer düşmanlara yapacağım gibi. Konuşursam kötü şeyler olurdu çünkü böyle dedim hakime. Ama dışarı çıktığımda kimseden korkum yok, bizle kimse başa çıkamaz diye yedim taraftarı. En güldüğüm tarafsa beni hala dik duruyor olarak adletmeleri. Bi de “namus davamız” cas davası var. Sonucunu bilmediğiniz derin pazarlıklar sonucu kulübün onurunu hiçe sayıp kendi çıkarlarım ve “özel ricalar” sonunda çektim gitti davayı. Ne olacak canım 45 milyon euro, ülke menfaatlerinden önemli mi diyerek de kulübün onurunu yemişim, benim akıbetim ve özel ricalar daha önemli demek istedim. Kimse de hesabını sormadı tabi. Zaten bu davayı çektikten hemen sonra kongre oldu ve kongrede bana şiirler okundu. Hakkımı verin ama, en kısık çatlak sesi bile başarıyla susturdum zamanında. Reçelini yiyorum şimdi. Bi de görünmez düşmanlar uydurdum taraftara ki oyalansınlar. Bi cemaat goygoyu çıkardım. Bunu eski yönetimimdeki ve yeni yönetimimdeki ikinci adamlar defalarca yalanladı. Bırakın bu komplo teorilerini dediler. Ama ne mutlu ki hala bu davanın cemaatin Fenerbahçeyi ele geçirme operasyonu olduğuna inananlar var. Bi de sandıkta görüşeceğiz geyiği çıkardım ama her fırsatta başbakana teşekkür etmekten, ülke için bir şanstır demekten kendimi alamıyorum. Ricasıyla cas davasını ve platiniye açtığım davayı da çektim gitti zaten.


Bu aralar tribünle aram kötü ama onlara da ben Fenerbahçe için 1 sene yattım onlar naptı diye küstahça hesap sorabilyorum. Ama o hesabı bizle uğraşan kapının ardındaki düşmanlara, lobilere, medyaya, basite indirgersek hakemine MHKsına soramadım gitti. Tıpkı dopingci diye götüne teneke bağlanıp sonra da ezeli rakibe transfer edilen dünyanın en iyi kadın basketbolcusu gibi, tıpkı şampiyonlar ligi şampiyonu olmasına rağmen bi sene sonra aynı organizasyona alınmayan, durdurulmak için sürekli ligde statü değiştirilen, önü kesilen kadın voleybolcular gibi, tıpkı her deplasman öncesi bi oyuncusunu alıkoydukları erkek basketbolcular gibi.. Benim bilmediğiniz işlerim yüzünden neler neler gelmedi ki kulübün başına. Hiç birinin de hesabını soramadım ama kabul edin taraftarı iyi uyutuyorum. Aslında tüm vizyonumu daha ilk senemde şimdiye kadar getirdiğim en iyi hoca olan Löwü türlü şanssızlıklarla şampiyon olamadı diye kovunca göstermiştim ama uyanmamıştınız. Hadi kalın sağlıcakla. Büyük başkanınız Aziz Yıldırım

10 Ocak 2013 Perşembe

Ben Cristian Baroni..


Ben Cristian Baroni.. Geçen sezonun yalandan kahramanı. Boş zamanlarımda hocama ve başkanıma yalakalık yapar 11deki yerimi perçinlerim. Maçlarda fazla koşmam, kendimi hırpalamam. İkili mücadelelere zaten girmem, etliye sütlüye fazla karışmam. Arada uzaktan bi gol atar kral olurum. Bunu özellikle gol attıktan sonra armayı öpüp taraftara tapma işareti yapıp şirin gözükmeye çalışmama borçluyum. Hele hocamın da yanına koştum mu tamamdır.Tüm bu şovun karşılığını sözleşmemde yapılan iyileştirmeyle aldım. Takıma önlibero diye getirilmeme rağmen çıkarlarım uğruna çok seviyormuş gibi göründüğüm kurt hocam tarafından benden çok yetenekli ve bu işi daha iyi yapan kaptanın yerine tüm takımın yaratıcılık yükünü çekmeyle görevlendirildim. E haliyle beceremiyorum ama arada gol atıp arma öptüm mü o iş halloluyor. Bi de mutsuzum deyip kayınpederi kulübün altyapısına hoca yaptırdım ki kafa rahat. Anlayacağın aile boyu şov yapıp sömürüyoruz kulübü. Bi de zamanında kulüpten ayrılmak için hazırladığım biraz aşağılıkça bi video var ama oraları karıştırmayın fazla. Sevgilerimle..

27 Nisan 2012 Cuma

CAS Meselesi


Pazar günü etik kurulu raporunun açıklanmasıyla dananın kuyruğu kopacak. Rapora göre kulüp ya rahat bir nefes alacak ya da içinden çıkılmaz bir duruma girecek. Durum buyken kulüp casta uefaya ve tffye açmış olduğu davadan geri çekildiğini açıkladı. Önce davanın geri çekilmesinin açıklanması şekline gelelim; eğer siz önüne sonuna bi şey eklemeden, ne şartlarda anlaşıldığına, kulübe getirisinin götürüsünün ne olacağına, istediğimiz şartların yerine getirilip getirilmediğine dair hiç bir şey söylemeden, bu davanın neden geri çekildiğini açıklamadan, taraftarla dalga geçer gibi sadece davadan feragat ettik diyorsanız hem itin köpeğin ağzına, "cas bitti namus gitti, Fener suçlu olduğunu anladı ahuhaha" tarzı laflar veriyorsunuz, hem de sürecin başından beri kulübün ayakta durmasını sağlayan, destekleri olmasaydı takımı tamamen dağıtacaktık dediğiniz taraftarı bi gram önemsemiyorsunuz demektir.


Gelelim bu davaların usülüne; dediğinize göre cas davalarının usülü uzlaşma şeklindeymiş, uefa hiç bi zaman net olarak kaybetmez, orta yol bulunurmuş. O zaman zamanında neden cas davasını çekmeyiz, o bizim namusumuzdur tarzı açıklamalar yaptınız? Usül eğer gerçekten böyleyse, bunları bile bile bu davayı asla çekmeyiz demek neyin kafasıdır?


En önemli nokta olan davanın geri çekilme nedenine bakalım şimdi de. Eğer uefa şartlarımızı kabul edip, zararlarımızı da karşılayacaksa bu davadan çekilmek doğru yoldur. Bu noktada yöneticilere de eyvallah demek gerekir. Ama başka başka iddalar var ki insanı korkutuyor. Birincisi uefayla uzlaşma aşamasında olup onlara samimiyetimizi göstermek için davayı çektiğimiz yönünde. Ne kadar iyimser değil mi; sanki hiç bir şey yaşanmamış, "Fenerbahçe'yi neden almadığımızı herkes görecek" diyen Platini değilmiş, bizi Şampiyonlar Liginden ihraç ettiren o iğrenç sofralar kurulmamış gibi, oturup onlara samimiyetimizi göstermek için castaki davayı çekmişmişiz. Olaya bakın! Eğer ortada bir samimiyet görülmek isteniyorsa önce Platini çıkacak Fenerbahçe'yi avrupaya almamakla hata yapmışız, onların yerine aldığımız kulüp de bu davada yargılanıyormuş, büyük hata yapmışız, kendi adımıza üzgünüz diyecek, sonra bize uğratılan zararların ödenmesini kabul edecek, ondan sonra biz adım atacağız. Hem bu insanlara samimiyet göstereceğiz diye, elimizdeki en büyük kozdan bi çırpıda vazgeçmek olur mu? Dilerim böyle bir hata yapılmamıştır. En vahim iddia ise yöneticilerin etik kurulu raporunun temiz olmasına karşılık davayı çekmesi. Eğer böyle bir şey doğruysa biz insanlardan önce kendi yönetimimize olayımızı anlatamamışız demektir. Biz suçsuzuz diyoruz, temiziz diyoruz sonra o yöneticiler gidiyor siz bize temiz deyin, biz de hakkımız olan alacaklardan vazgeçelim diyor. Aman diyim, eğer böyle bir pazarlık yapıldıysa, etik kurulundan temiz raporu çıksın diye hakkımız olan alacaklarımızdan vazgeçmeyi kabul ettiysek, yöneticiler derhal istediğimiz 45 milyon euroyu ceplerinden kulübe hibe etmek, zararlarımızı kendi ceplerinden karşılayıp, sonra da bu kulüpten defolup gitmek zorundalardır. Hele daha vahim bir tablo var ki biz davayı çekmeyi kabul ettikten sonra etik kurulunun sözünde durmayıp maçlarda şike var diye rapor yazması. Biz davayı çekmeden önce demirörenin medyasında çıkan, etik kurulu raporları temiz gelecek, biz davayı çektikten sonra da aynı muhabirlerden etik kurulu saha içinde şike tespit etti şeklindeki haberler ise malesef bu tezi güçlendirir şekilde. Hem böyle iğrenç bir pazarlık yapıp hem de etik kurlu raporunda suçlu çıkarsak, hiç bir yöneticinin yatacak yeri olmaz. Kurguyu hazırlayanlardan, bu duruma düşmemizi sağlayanlardan daha hain olurlar. En büyük zararı onlar verirler. Aman diyim..

26 Mart 2012 Pazartesi

Gurur Tablosu (!)


18 maçta şike tespit eden, Emenike'yi ülkeden kaçıran, Başkanın eşkal fotoğraflarını medyaya sızdıran, köprüde çağlayanda orantısız güç uygulayan, "gerekirse mermi kullanın" diyecek kadar ileri gidebilen, son olarak da Avrupa Şampiyonu olmuş takımını karşılamaya giden taraftarı sebepsizce darp eden, olaylara tepki gösterdi diye takım otobüsüne saldıran türk polisiyle ne kadar gurur duysak azdır. Şu süreçte yapılanlar ortadayken, taraftar binbir sıkıntı içindeyken onlara ve başkanına Avrupa Şampiyonluğu hediye etmiş, onlara moral ve umut depolatmış Sarı Meleklere karşılığını bir güzel vermelerinden dolayı türk polisine teşekkürlerimizi sunuyoruz, sayenizde daha rahat uyuyabiliyoruz (!)..

10 Ocak 2012 Salı

Dışarıdaki Yöneticiler..


Kulüp içten dıştan kuşatma altında, her yerden saldırıyorlar. Her gün yeni bir darbe yeyip her gün yeni bir yara ile uyanıyoruz. Kolumuzu bacağımızı kırdılar hala tek kelime etmek, tek açıklama yapmak yok. Oysa tek bir sözle yeri yerinden oynatacak bir taraftar var arkanızda. Tek yapmanız gereken bu süreçte biraz dik durmanız, kabullenmemeniz, biraz olsun mücadele etmenizdi. Ama siz el pençe durdunuz. Bu kulübü sahipsiz bıraktınız. Bu yükün ağırlığını bize, futbolculara, Aykut Hocamıza yıktınız. Fenerbahçemizin peşinde koşmaktansa ihalelerinizin peşinde koşmayı tercih ettiniz. Ama unutmayın ki böyle devam ederseniz bugünleri atlattığımızda tarih sizi de basiretsizliğinizle yazacak.

8 Aralık 2011 Perşembe

Savaşın Kimle Fenerbahçeli


22 Mayıs gecesi dünyalar bizimdi. Fenerbahçe Türkiye'nin 4te 3ünün gözleri önünde şampiyon olmuştu. Önce caddelere koştuk tüm dertlerden arınmışçasına, sonra tvden kutlamaları izledik coşkuyla. Aykut Hoca'nın sonunda kendini bıraktığı anı gördük, futbolcuların kutlamalarını, şampiyonluk kliplerini izledik coşkuyla. Dünyalar bizimdi. Yayın gelirleri arttı aslan payı Fenerbahçemizin, Şampiyonlar Ligi ile de kasa iyice dolacak, zaten güçlü olan kadromuz daha da güçlenecek, artık bizi kimse tutamayacak diye düşünüyorduk. Tartışıyorduk arkadaşlarla; Bi ortasaha transferi lazım abi, Yobo'yu alırız zaten bi yedek stoper bulalım, Hazard gibi bi yıldızı alıp kadromuzu zenginleştirelim bi gömlek üste çıkalım, olum Niang çıkar Emenike girer oyuna iyice yıpratırız rakipleri tarzı muhabbetlerle umut doluyduk geleceğe. Seneye de bu gazla artık lig kolay, Şampiyonlar Ligi'nde de tur atlarız, en az bi çeyrek final görürüz diyorduk. Kocaman umutlarımız, Kocaman hayallerimiz vardı. Sonrası ise malum. Onurumuza, şerefimize saldırdılar. Tüm değerlerimizi hiçe saydılar, emeklerimizin üstüne oturdular. Hayallerimizi çaldılar. Hem de alenen, göz göre göre.

Fenerbahçe tarihinde 367 kez Galatasaray'la oynamış, 140ını kazanıp 116sını kaybetmiş. Dün 117 oldu. Görüldüğü gibi bu maç tarihteki ilk Galatasaray maçımız değil, ilk mağlubiyetimiz de değil. Son maçımız veya son mağlubiyetimiz de olmayacak. İlerde daha çok kez kazanıp çok kez de kaybedeceğiz. Daha onlarla oynayacağımız bi dolu maçımız var. Burdaki asıl mesele şu, bizim asıl savaşımız kimle?

27 Kasım 2011 Pazar

İleride Topu Tutma ve Pozisyon Yaratma Sorunu


Takımımızın onur mücadelesi şeklinde geçen bu sezonun son haftalarında çektiği yaratıcılık sorunu artık kendini iyice gösteriyor. Takımımızda mücadele adına sıkıntı olmasa da ileri bölgede çoğalma, topu orada tutma ve pozisyon yaratma konusunda sorunlar var. Bu sorun takımın fizik olarak yıpranmasıyla iyice baş ağrıtmaya başladı. Malesef oyunumuz ileri bölgede tıkanıyor ve o bölgede kalıcı olamıyoruz. Bu sorun orada oynayan oyuncuların teknik yetersizliğinden ve yaratıcılık probleminden kaynaklanıyor. Takımın dizilişinde en ilerideki Bienvenue'nün henüz bal yapmayan arı görünümünü bozamaması, Caner'in yüksek mücadelesine rağmen yaratıcılık konusunda yetersiz kalması, Mehmet'in veya Özer'in hücuma fazla yardım etmemesi, Gökhan'ın form durumu gibi etkenlerden dolayı ilerde tüm ihale Alex'e kalıyor. Bu sorunu çözmek için o bölgede oynayan oyuncuların teknik kapasitlerinin yüksek olması ve her an adam eksiltebilme, pozisyon yaratabilme becerilerine sahip olması gerek. Bu sorunu çözebilmek için eldeki şartlarda ileri bölgede Alex'in etrafına, onun arapaslarına koşabilecek, onunla pas alışverişi yapıp rakip ceza sahasına yakın bölgede topu daha fazla tutabilecek ve pozisyon yaratabilecek hızlı kanat oyuncularımız Stoch'la Dia'yı; arkalarına da mücadeleleriyle ortasaha direncini ve sertliğini sağlayıp oyunu çift yönlü oynayabilen, ayakları top da yapabilen Emre ile Mehmet Topuz'u koyup belki de bu yaratıcılık sorununu çözebiliriz. Top rakipteyken 4-5-1 gibi olup takım atağa kalkarken 4-3-1-2 gibi olan bu sistem için de bazı handikaplar var. Bu takım son senelerde 4-2-3-1 sistemiyle başarılı oldu. Aykut Hoca'nın geçen sezon 4-3-3 denemeleri de yer yer oyunu tıkadı. Ayrıca Stoch'la Dia'nın istikrar durumu da ayrı bir muamma. Ama mevcut durumda görünen o ki bu ikilinin dinamizmi takımı yaratıcılık yönünden üst seviyelere çıkarabilir. Ayrıca gitgide kredileri ve popülariteleri düşen bu ikiliye de bu diziliş son bir şans olabilir. Yokluklarında da bölgede Bienvenue alternatifi denenebilir. Aykut Hoca'nın asıl hayalinin 4-3-3 tarzı bir sistem olduğunu bildiğimizden, son haftalarda bu yaratıcılık sorununu gördüğümüzden, halihazırda takımda santrfor yetersizliğinin baş göstermesi ve Dia'nın da haftaya iyileşecek olmasıyla Aykut Hoca bu dizilişi en azından antremanlarda deneyebilir.

17 Kasım 2011 Perşembe

Safları Sıklaştıralım


3 Temmuz'dan beri bu camia anormal bir medya baskısıyla karşı karşıya. Emenike'nin hala ortada olmayan para sayma görüntülerinden tutun iskenderin künefenin hesabını yapmaya kadar olur olmadık her türlü çamur atılmaya çalışıldı bu kulübe. Ve malesef ki 135'ten fazla gün oldu hala medya baskısı azalmadı. Galibiyetlerimizden sonra Kirli Sezonun Maçları Bunlar diyebilecek kadar gözü dönmüş tetikçi medya dün yaptığı ligi 800 bine almışız haberleriyle artık işin dozunu kaçırdı. Bi kaç gazetenin başını çektiği bu medya grubu, iddianamenin gelmesine doğru son vuruşlarını da yapıyolar. Ve iftiralarla, çamurlarla dolu olacağına inandığım iddianamenin akabinde de son ve en büyük saldırılarını yapacaklar. İddianemnin lekesiyle savunmayı beklemeden kamuoyu baskısı yaratıp tıpkı Şampiyonlar Ligi kurası öncesi olduğu gibi federasyona ya küme düşürme, ya puan silme gibi ani bir karar verdirmeye çalışacaklar. Her türlü pis haberler, kirli iftiralar da burda atılacak. Şu süreçteki en zor günler de bu zaman yaşanacak. Bundan dolayı sürecin başında bu oyunu gören ve kabullenmeyen, satmayan, isyan eden biz Fenerbahçelilerin bu duruma hazırlıklı olması lazım. Bu süreçte dağılmamamız, yılmamamız lazım. Çünkü bu süreç sonunda savunmayla beraber artık Fenerbahçe konuşmaya başlayacak ve sıra bize geldiğinde söyleyecek çok sözümüz olacak. O nedenle, aydınlık görünüyor; dağılmayalım, Feryal Pere'nin dediği gibi safları sıklaştıralım.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Medya & Kamuoyu Algısı


Şu sıralar içimden hiçbir şey yazmak gelmese de twitterda gördüğüm bu resmi paylaşmak istedim. Dört koldan üzerimize saldırdıkları şu günlerde ülkemizdeki hem genel, hem de bize karşı medya - kamuoyu algısı ilişkisini çok iyi özetleyen bir resim olmuş..

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Düğmeye Bastılar


Bu sefer birileri çok derinden düğmeye bastı ve operasyon başladı. Eğer suçlu varsa, birileri şike yaptıysa cezasını çekmeli, bu kabul. Yalnız sindiremediğim bazı şeyler var. Bu operasyon şikeye mi karşı yoksa sadece Fenerbahçe'ye mi karşı yapıldı? Yoksa "Lig sizin, kupa bizim" söylemleriyle kalkılan yemek sofralarının, oyuncunun oyuncuya Fenerbahçe'ye karşı gol yemezsen seni Amerikaya tatile yollarım tekliflerinin vs oldğu bir ülkede en kirli çamaşırlar bize mi ait? Veya Sivasspor - Fenerbahçe maçı inceleniyorken, Trbazonspor'un gol yer yemez, rakip defansın "anlık" hatasıyla dakikasında golü bulduğu Bucaspor - Trabzonspor maçı da inceleniyor mu? Trabzonspor için oynadık söylemleri bu yeni yasada suç değil mi? Fenerbahçe karşısındaki Gaziantepspor'la Trabzonspor karşısındaki Gaziantepspor arasındaki yedi farkı gören kimse yok mu? Emre'nin mesajı için savunması istenirken Burak Yılmaz'ın Gençlerbirliği maçının devre arasında attığı naralar da bu dosya kapsamında mı? Ve son sorum; en iyi veya en kötü bir karar çıksa da adalet yerini bulacak mı..